Mütevelli Heyet Başkanımız Dr. Talip Emiroğlu’nun Terörsüz Türkiye Başlıklı Konuşması: “Kinlerimizi Toprağa Gömelim”
Değerli Misafirler,
2026-27 Akademik yılı açılışında sizlere hitap etmekten büyük mutluluk duyuyorum.
Bu gün aynı zamanda bizim kurumlarımızın yükseköğretimdeki 18.akademik yılı,Kocaeli’de ise 7.akademik yılımıza başlıyoruz.
Üniversiteler aynı zamanda Ülkenin,milletin sorunlarıyla meşgul olan,bilimsel ve fikirsel katkılar sağlayan kurumlardır.
Bu nedenle Konuşmama Türkiye’mizin gündeminde olan “Terörsüz Türkiye”
başlığıyla başlamak istiyorum.
Müsade ederseniz,bu konuyu vatanına milletine bağlı bir Türk aydını olarak, kendi duygularım üzerinden ele almak istiyorum.
TERÖRSÜZ TÜRKIYE
Malumunuz, bu topraklar kırk beş yıldır çok büyük acılara sahne oldu. Bugüne kadar asker, sivil 15 binden fazla insanımızı şehit verdik. 20 binden fazla gazimiz bu vatanın nişanesini bedeninde taşıyor.
Şehit annelerinin,evladını toprağa vermiş babaların
İçindeki o yangınını birebir yaşamam elbette mümkün değil, ama o acıyı en derin kederimle ben de hissettiğimi söyleyebilirim.
Benim geçmişim ortadadır, istikametim bellidir.
Açıkça ifade ediyorum, gençliğimde Ülkü Ocakları tedrisatından geçmiş, ömrü boyunca Turan hayaliyle yaşamış biriyim.
Her zaman Türk’e, bayrağıma ve dinime zarar verenlere karşı büyük bir öfke duymuşumdur.
Dolayısıyla, yıllardır Abdullah Öcalan’a karşı çok büyük, bir kin ve nefret besledim.
Normal hayatında karıncayı bile incitmeyen, bir çiçeği bile koparmaya kıyamayan son derece hümanist bir insan olduğumu yakınlarım bilir.
Fakat konu vatan evlatları olduğunda, içimdeki nefret o hainin canının alınması boyutundaydı. İmkanım olsaydı, onun canını kendi ellerimle alabilecek bir öfkeye sahip olduğum günleri hatırlıyorum.
Ancak bugün, devlet ve millet olarak tarihi bir dönemeçteyiz. Eğer bu terör tamamen duracaksa… Eğer Türk, Kürt, Ermeni fark etmeksizin hiçbir annenin yüreği artık evlat acısıyla kavrulmayacaksa… Ülkemiz birlik ve dirlik içinde yaşayacaksa… Ben devletim ve milletim için kan kusar, kızılcık şerbeti içerim! İçimdeki o kini, o intikam duygusunu bu toprakların selameti için, bu çocukların geleceği için toprağa gömer, yok etmeye çalışırım.
Türkiye bugün, “Daha fazla şehit verelim mi, vermeyelim mi?” sorusunun tam eşiğindedir. Şunu asla unutmayalım: Yüreği yanan bir ananın feryadı her dilde aynıdır. Ananın; Türk’ü, Kürt’ü, Ermeni’si olmaz. Ana, anadır; acı aynı acıdır.
Buradan düzlüğe çıkmak istiyorsak geçmişe değil, geleceğe bakmak mecburiyetindeyiz.
Bakınız, bugün ülkemizin omuzlarında 520 milyar dolar dış borç yükü var ve ekonomik sıkıntılar yaşıyoruz. İşçisi,işvereni ,çiftçisi giderek yoksullaşıyoruz.Maalesef dünyada en fazla tehdit altında yaşayan ülkelerden biriyiz.Savunmaya harcamak mecburiyetinde olduğumuz bütçe o kadar büyük ki,bunu hiç bir ülke ekonomisi kaldıramaz.
Bakın Türkiye, 45 yıldır terörle mücadeleye 2 trilyon dolardan fazla para harcadı. Yani bu günkü en büyük sorunumuz olan dış borcumuzun 4 katı.
Eğer biz bu devasa kaynağı silahlarda ve çatışmalarda eritmeseydik; fabrikalar kursaydık, yatırımlar yapsaydık,eğitime harcasaydık, bugün kişi başına düşen milli hasılamız 18 bin dolar değil, 40 bin doların üzerine çıkabilirdi.
Hiçbirimiz ev kirasını düşünmeyecektik, borç kuyruklarında olmayacaktık. Çocuklarımızın ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayabilecektik.
Terör sadece canımızı değil, refahımızı da çaldı.
Bu süreçte,bizim kadar,
belki bizden de fazla mağduriyeti Kürt kardeşlerimiz yaşadı.
Evlerini, köylerini terk edip göç etmek zorunda kaldılar. Çocukları dağlara kaçırıldı, analarının yüreği yandı, yoksullaştılar. Bu acıların etkisiyle onlar da bize karşı kin ve intikam duygusu besledi.
Değerli Akademisyenler, Sevgili Öğrenciler;
Şimdi artık öfkeyle kalkma devrini kapatma; sağduyulu, akılcı ve birlik olma zamanıdır. Bundan böyle yapacağımız en kutsal iş; kardeşliğimizi çelikten bir zırh gibi güçlendirmek olmalıdır. Biz bir olursak, ne bölücülerin hain emellerine,
ne de bizi birbirimize kırdırmak isteyen emperyalist güçlerin oyunlarına yem oluruz. Biz bir olursak, ikinci yüzyılda daha güçlü bir Türkiye oluruz.
GELECEĞİN ÖĞRENCİSİ VE YENİ İNSAN MODELİ
İşte bu inşa edeceğimiz terörsüz, huzurlu ve çelikten bir zırha bürünmüş Türkiye zemininde, asıl büyük vazife biz eğitimcilere ve üniversitelere düşmektedir.
Güvenli bir ülkeyi koruyacak ve yükseltecek olan yegâne güç, nitelikli insan kaynağımızdır.
Ancak Türkiye gerçeklerine baktığımızda, 2035’e doğru yetiştirmemiz gereken genç profilini artık yalnızca “iyi öğrenci” veya “iyi meslek sahibi” kavramlarıyla açıklayamayız.
Önümüzde çok boyutlu bir dönüşüm var: Genç nüfusumuz azalıyor, yapay zekâ iş hayatını dönüştürüyor ve diplomayla istihdam arasındaki bağ zayıflıyor.
TÜİK verilerine göre bugün nüfusumuzun %14,8’ini oluşturan 15-24 yaş grubu, 2040’ta %12,2’ye gerileyecek.
Genç işsizlik %15’leri buldu.
Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerimizin oranı %23’leri bulduğu bir tabloda, eğitimin yalnızca “diploma üreten bir fabrika” olarak kalması artık imkânsızdır.
Ben, 2035 Türkiye’si için sekiz temel madde üzerine inşa edilmiş yeni bir gençlik modeli düşünüyorum
1. Kendi hayatını yönetebilen genç:
Zamanını ve bütçesini planlayan, günlük sorunlarını tek başına çözen,
sürekli aile müdahalesine ihtiyaç duymayan gençler yetiştirmeliyiz.
Hayatın en basit meselelerinde bile ailesine bağımlı kalan bir genç yetiştirmişsek, eğitim görevini tamamlamış sayılmaz.
2. Bilgi tüketen değil, üreten genç: Gençlerimizi yalnızca sınav çözen bireyler olarak göremeyiz. Tasarlayan, yazan, üreten ve bir fikri ekonomik ya da sosyal değere dönüştüren beyinlere ihtiyacımız var.
2035’in genci, sadece sorulan sorulara cevap veren değil; sorunun kendisini de kurgulayabilen gençtir.
3. Yapay zekâyı kullanan fakat ona teslim olmayan genç:
Yapay zekâ okuryazarlığı artık temel bir beceridir. Ancak amaç, her şeyi teknolojiye devretmek değil; doğru soruyu sormak, veriyi kontrol etmek ve kendi muhakemesini korumaktır.
Doktor, mühendis ,sanatçı ve bütün meslek erbabı yapay zekayı bir asistan gibi kullanmalı ama ona asla teslim olmamalıdır.
4. Ezberleyen değil, düşünen ve sorgulayan genç:
Gençler ,kendisine sunulan her bilgiyi mutlak doğru kabul etmemeli; kaynağı sorgulamalı ve kanıt aramalıdır.
Hedefimiz sadece sınav puanlarını yükseltmek değil; karmaşık problemleri çözebilen, bilgiyi yaşamın içine sokabilen nesiller yetiştirmektir.
5. Dayanıklı ve çalışmayı sürdürebilen genç:
Hızlı tüketim çağında gençler sonuçları hemen almak istiyor. Oysa hayat; sabır, emek ve başarısızlığa tahammül gerektirir.
Bir başarısızlıkta dağılan değil, hatasını analiz edip yeniden başlayan karakterler yetiştirmeliyiz.
Sporu da bu yüzden önemsiyorum; çünkü spor sadece kazanmayı değil, asıl kaybettikten sonra ayağa kalkmayı öğretir.
6. Türkiye’yi bilen ama dünyaya açık genç:
Kendi dilini, tarihini ve kültürünü köklerini bilen; ama aynı zamanda dünyayla aynı dili konuşabilen bir gençlik hedefliyoruz.
Yerel kimliği güçlü, evrensel dünyaya açık insan yetiştirmek mümkündür ve 2035 Türkiye’si için şarttır.
7. Bir Meslek sahibi olmaktan daha fazlasını yapabilen genç
“Bir meslek edin ve emekli ol” dönemi kapandı. Bir insanın ömrü boyunca birkaç kez uzmanlık alanı değiştirmesi olağan hale gelecek.
Bu yüzden gence sabit bir meslek kalıbından önce, “öğrenmeyi öğrenme” yeteneği kazandırmalıyız.
8. Etik sorumluluğu ve yurttaşlık bilinci olan genç:
Teknolojiyi çok iyi kullanan ama doğruyla yanlışı ayırt edemeyen bir insan yetiştirmek eğitim başarısı değildir.
Başkasının hakkına saygı, çevre bilinci ve dürüstlük eğitimin merkezinde olmalıdır. Yani İrfan Ehl-i olmalarını da teşvik etmeliyiz.
Gençlerimize “hepimiz aynı olmak zorundayız” fikrini değil, “farklılıklarımızla birlikte ortak bir geleceğiz” anlayışını vermeliyiz.
Bunlara ek olarak,
gençlerimize yenilikçi bir “Girişimcilik ve Girişkenlik” ruhu aşılamak; dijital dünyanın getirdiği bağımlılıklara karşı onların zihinsel ve bedensel sağlık okuryazarlıklarını
güçlendirmek de biz üniversitelerin asli görevidir.
Değerli Meslektaşlarım,
Burada köklü bir paradigma değişikliğine ihtiyacımız var: Eğitim programlarımızı derslerden başlayarak değil, yetiştirmek istediğimiz insanı tarif ederek hazırlamalıyız.
Önce “18 yaşına gelen bir Türk genci neleri kendi başına yapabilmeli?” sorusunu sormalı; tüm yapıyı bu hedefe göre yeniden düzenlemeliyiz.
SONUÇ VE GELECEĞE ÇAĞRI
Değerli Arkadaşlarım,
Bugün burada çizdiğimiz 2035 insan modeli, uzak bir hayal ya da kuru bir temenni değildir.
Bu, Türkiye’nin küresel ligde var olma ya da geride kalma sınırıdır.
Bizler, sadece sınıflarda ders anlatan, laboratuvarlarda deney yapan kurumlar olamayız. Bizler, bu yeni insan modelinin fabrikası, bu zihniyet dönüşümünün öncüsü olmak zorundayız.
Biz, Kocaeli’de sanayinin ve teknolojinin kalbinde bilimi üretime dönüştürürken; aynı zamanda dünyaya açık, çok kültürlü ve evrensel bir vizyon inşa ediyoruz.
Üniversitelerimiz; sadece diploma dağıtan değil, gence kendi hayatını yönetmeyi öğreten, yapay zekayı bir asistan gibi kullanıp kendi muhakemesini koruyan, başarısızlıktan yılmayan dayanıklı karakterler yetiştiren birer “Gelecek Laboratuvarı” olmakla mükelleftir.
Sevgili Meslektaşlarım,
Müfredatların sınırlarını aşın. Öğrencilerinize sadece bildiklerinizi aktarmayın; onlara nasıl düşüneceklerini, nasıl sorgulayacaklarını ve yanlarında biz olmadığımızda nasıl ayakta kalacaklarını öğretin. Geleceğin mimarı sizlersiniz.
▪️▪️▪️
Sevgili Gençler,
Diplomalarınızın arkasına saklanmayın. Kendinizi sadece bir mesleğin kalıplarıyla sınırlamayın. Dünyayı takip edin ama köklerinizi asla unutmayın. Dünyanın en gelişmiş yapay zekası bile sizin iradenizden, azminizden ve ahlaki pusulanızdan daha güçlü değildir. Kendinize güvenin.
Konuşmamın ve savunduğum eğitim felsefesinin özeti şudur:
Geleceğin eğitiminde asıl sınav, çocuğun kaç soru çözdüğü değil; anne-babası, öğretmeni ve yapay zekâ yanında olmadığında ne yapabildiğidir!
Sözlerime son verirken, yeni akademik yılın ülkemize, bilim dünyamıza ve hepimize hayırlı olmasını diliyorum.
Geçmişin yaralarını kardeşlikle saran,
soruyu soran,
bilgiyi üreten,
dünyaya meydan okuyan ama vicdanını asla kaybetmeyen muhteşem bir gençlik en büyük amacımızdır.
Bu gençlikle terörsüz, huzurlu, güçlü, zengin ve aydınlık bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz,inşallah.
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.


